İtalyan Tarzı


EKİN DOĞAN

EKİN DOĞAN

27 Aralık 2016, 19:02

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                 İtalyan Yaşam Tarzı : Güney İtalya

İfadesi zor olsa da yurtdışında doğmuş ama doğduğum yerin dışında yaşamış biri olarak tekrar yurtdışına yıllar sonra tek çıkmak zor olmuştu. Yedi sene önce yurtdışı seyahati yapmaya karar verdiğimde İtalya’yı ilk rota olarak tercih etmiştim.

İtalya çizmeye benzeyen etrafı deniz ve kara ile çevrili, kuzeyden güneye uzanan, adaları ile ünlü bir ülke. Uygarlığın izlerini taşıyan, Katoliklerin dini merkezinin ve lideri Papanın yaşadığı Vatikan’ı bünyesinde barındıran, yüzyıllar önce doğudan batıya uzanan medeniyetin beşiği İtalya’da, yediğim içtiğim benim olurken gördüklerimi sizlerle paylaşacağım bugünkü yazımda.

2009 yılının Temmuz ayının en sıcak günlerinden biriydi gittiğim gün. Gölgede 45 derece hissedilen sıcaklıkla sırtımda 17 kg’lık dağcı çantamla bir sivil toplum kuruluşunun yaz üniversitesi programına katılmak üzere yola çıkmıştım. Fiumicino Havaalanı’na indiğimde ufak çaplı bir şok geçirmiştim. Oldukça eski bir havaalanıydı. Aynı bizim eskiyen otogarlarımız gibi. Her turistin ilk uğrayacağı yerlerden Turist Information’ a uğrayarak Salerno’ya gidecek otobüsün kalktığı terminali bulmaya çalışıyordum. Orada çalışan kişi ile İngilizce iletişim kurmakta biraz zorluk çeksem de özellikle İtalyanca aksan ile sormadığımdan Napoli’nin hemen altında yer alan Güney İtalya’nın en tatlı şehirlerinden olan Salerno’ya gidiş yolunu sorduğumu anlatmak oldukça zamanımı almıştı. Nihayet anlaşabildikten sonra otobüs ile ilgili bilgi verememesi ve sadece tren ile gidilebileceğini beyan ettikten sonra kendimi havaalanında 3 saatlik uzun bir yolculuğa çıkarmak zorunda kalmıştım. O sırada havaalanında bulunan ve orada çalışan tüm insanlarla hemen karşımda duran garı bulmaya çalışma çabam 45 derece sıcaklıkla birleşince eziyete dönüşmüştü. Her zaman olduğu gibi şansımın yaver gitmesiyle otobüs şirketinin sadece kalkıştan 10 dakika önce perona geldiğini, peronlardan boş olanına yerleştiği ve 10 dakika içinde yolcuları doldurup gittiğini bir şoförden öğrenebilmiştim. Türkiye veya Almanya’daki (Avrupa’nın en düzenli sistemine sahip olan ülkedir) sistemden oldukça uzak bir sistemdi. O zamana kadar Türkiye’deki otobüs şirketlerinin belirli peronlara yerleşmesi ve yolcularını aldıktan sonra gittiği şehirlerdeki garlara yanaşması sisteminin ne kadar düzenli olduğunu anlayamamıştım. İtalya’da öyle gar falan beklemeyin. Yol üstünde herhangi bir şehir otobüsünün indirme ve bindirme için kullandığı duraklarda inebiliyorsunuz. Eski otobüsler kullanılsa da asfalt teknolojisinde Almanlarla yarışan bu milletin yolları da oldukça başarılıydı. Hayatımda ilk defa virajlara konulan aynaların orada kullanıldığını görmüştüm. İtalya’nın güney kısmı oldukça dağlık ve virajlıydı. Virajlar öyle böyle değil, insanın kafasını döndürecek cinstendi. Doğanın korunması için doğayı ağaçları katletmeden doğal yaşama saygı gösteren dağı delerek tünel açma teknolojisini kullandıkları birçok dağ yolundan geçmek en sevdiğim kısımdı.

Güney İtalya’ya gittiğinizde en başta gözlemleyeceğiniz şeyler, oldukça yıkık dökük binaların olması, buna karşın muhteşem doğasını koruması, mutlu huzurlu azla yetinen mütevazi insanların yer aldığı samimi kentler grubu olacaktır. Vezüv yanardağı da bu arada yolunuzun üstünde kalacaktır. Avrupa anakarasında tek etkin yanardağ olan Vezüv MS 79 yılındaki patlamasıyla güneydeki antik kentlerden Pompeii, Herculaneum ve Stabia kentlerini haritadan silindiği bilinmektedir. Vezüv Yanardağı ile ilgili bir mit ise Spartaküs’ün başlattığı ilk isyanda gladyatör okulundan kaçan 77 kişiyle beraber buraya sığınmasıdır. Bu hikaye ile Pompeii’ye de mutlaka gidilmesi gerektiğini belirtelim. İtalya’nın güneyinde özellikle el işçiliği çok gelişmiştir. Mozaikleri ile ünlü Vietri sul Mare şehri her yerinde yer alan mozaikli binalarıyla görülmeye değer. Mozaiğin dışında cam işçiliği ve cam işçiliğine ait hediyelik eşyaların yapımıyla geçimlerini sağlayan bir grup İtalyan da bulunmaktadır. Güney İtalya’da İngilizce bilen daha az insan bulunmaktadır. Daha çok göçmenlere ev sahipliği yapan Güney İtalya’nın kıyı kesimleri, özellikle Kuzey İtalya’da yaşayan ve refah seviyesi yüksek kişilerin yaz aylarında tatil beldesi olarak kullandıkları şehirlerden oluşmaktadır. Dağların yamaçlarına ve denize karşı oluşturulan ufak ama denizden izlemesi aşırı keyifli olan küçük kasabalarla birlikte adalar da görülmeye değer. Aşağılara inerken Amalfi’ye uğramamak haksızlık olur. Trekkingçilerin limon bahçeleri arasında keyifle

tırmanabilecekleri Amalfi dağı, görsel olarak gözlerinizi ve ruhunuzu doyururken yukarıda şelaleye ulaştığınız ağaçlarla çevrili ufak cennetle de sizi 40 derece üstü sıcaktan uzaklaştırıyor. Aşağıda limon bahçelerinden toplanan bizim portakallarımızın büyüklüğündeki İtalyan limonları ile taze taze yapıldığını gördüğünüz İtalya’nın milli içkisi limonçelloları görebilirsiniz. İtalyan limonlarının dış kabuğu tatlı olmakla beraber içi tahmin edemeyeceğiniz kadar ekşiliğe sahip olarak dudaklarınıza botoks etkisi yapar. Limonçello ise limonların kabuklarından yapılmaktadır.

İtalya’nın genel olarak güney kısmında görülebilecek bir durum olduğunu düşünsem de daha sonraki ziyaretlerimde Kuzey’de de rastladığım siesta zamanları mevcuttur. Hiç kimse siesta zamanından feragat etmez. O saat geldi mi ne bir banka şubesi ne bir giyim dükkanı ne de bir market açık görürsünüz. O saatlerde şehirler, kasabalar terk edilmiş gibidir. Fiyatlar güneyde kuzeyden oldukça düşüktür. O nedenle tatilde, hem denizden faydalanmak hem de daha uygun tatil yapmak için Güney İtalya iyi bir tercih olabilir.

Ekonomik kriz mi var ülkede? İtalyanlar yine de siestasından vazgeçmez. Yine akşamları şarap eşliğinde yaptıkları makarnaları (pasta) veya alternatif olarak pizza öncesi yemeyi tercih ettikleri Bruscettaları ile açılışı yaparlar. Devam eden akşam yemeğinin gözdesi İtalyan ince hamurlu pizzaları ile arkadaşlarıyla, aileleriyle bir arada yenen muhteşem yemekleriyle hayatlarında olan umutsuzlukları, mutsuzlukları dağıtırlar. Madem pizza dedik biraz da pizzadan bahsedelim. Sahi bu pizza nasıl ortaya çıkmıştı? Kraliçe Margherita ile anılmasının sebebi neydi? Bir rivayete göre pizza, bunu arkeolog ve tarihçi bir İtalyan arkadaşımdan öğrenmişliğim mevcuttur, Türkler deniz ticareti sırasında İtalya limanlarına uğradıklarında pide ile tanışan İtalyanların kendi hamurlarını yapmaları sonucu oluşmuştur. Daha önceleri çeşitli deniz ürünleriyle yapılan pizzanın isminin de pideden geldiği belirtilir. Hatta İtalya’da pizza pi”t”za diye okunur. Gelgelelim Savoy Hanedanlığının Kraliçesi Margherita’nın fakirlerin yemeği olan pizza ile tanışması hikayesine. Fransız yemeklerinden farklı bir tat arayışına giren kraliçeye yeni bir yiyecek sunma telaşına giren aşçıların 3 farklı pizzayı Kraliçe’ye sunduktan sonra, Kraliçenin domates, mozzarella ve fesleğenden oluşan pizzayı beğenmesi sonucu pizza, “Margherita Pizza” olarak milli bir yiyeceğe dönüşür. O tarihten itibaren fakirlerin yiyeceği olan pizza zenginlerin ana yemeği oluvermiştir. Margherita pizzanın içinde bulunan malzemeler aynı zamanda da İtalyan bayrağını temsil etmektedir.

Genel olarak mütevazi, İngilizce bilmese bile size yardım etmek için kırk takla atan sıcacık insanları ile Güney İtalya, Kuzey’in şaşasından uzakta size ufak mutluluklar sunabilir. Bir sonraki gezi yazımda sizlere spotlar altındaki Kuzey İtalya’dan bahsedeceğim.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
semra şahbenderoğlu - 11 ay önce
Güney Italya hakkında bilgi sahibi olurken sıcacık anlatımınla sanki bir an kendimi orda hissettim. Kutlarım.